Pierre Clastres’ın Devlete Karşı Toplum boyunca yaptığı en önemli müdahalelerden biri, Batı düşüncesinin kendi siyasal biçimini evrensel ölçü haline getirmesini sorgulamaktır. Batı düşüncesi, siyasal iktidarı büyük ölçüde emir ile itaat arasındaki ilişki üzerinden düşünür; dolayısıyla bir toplumda emir veren ve itaati sağlayan ayrı bir güç merkezi bulunmadığında, orada ya henüz gelişmemiş bir siyasal örgütlenme bulunduğunu ya da siyasal iktidarın bütünüyle eksik olduğunu varsaymaya eğilimlidir. Clastres açısından sorun tam da burada başlar. Çünkü böyle bir düşünce, karşılaştığı farklı toplumsal biçimi kendi kavramlarıyla anlamaya çalışmakla kalmaz, onu kendi modeline göre ölçer, derecelendirir ve sonunda farklılığını ortadan kaldırır. Nitekim Clastres etnomerkezciliğin farklılıkları “olduğu gibi kalmaya” bırakmadığını, onları kendisine en bildik olan modelden hareketle kavramaya çalıştığını açıkça söyler.
Burada narsisizm kavramı tesadüfen ortaya çıkmaz. Clastres,
her kültürün kendisiyle kurduğu ilişkinin belirli ölçüde narsistçe olduğunu ve
bunun etnomerkezciliğin kaynağını oluşturduğunu belirtir. Fakat Batı
etnomerkezciliğinin özel bir niteliği vardır: kendi yerel deneyimini yalnızca
kendisi için değerli saymakla yetinmez, ona evrensellik statüsü verir. Böylece
kendi siyasal biçimini başka toplumları anlamanın ölçüsü haline getirir.
Kendisine benzeyen daha gelişmiş, benzemeyen ise eksik, geri, henüz oluşmamış
veya başarısız sayılır.
İşte “BİR’İN NARSİSİZMİ” kavramını tam burada kurabiliriz.
Narsisizmin yapısal özelliği, ötekiyle karşılaştığında ötekinin gerçekten başka
kalmasına tahammül edememesidir. Öteki ya kendi imgesine benzetilir ya eksik
bir kendilik olarak görülür ya da bütünüyle dışlanır. Narsistik yapı için
farklılık bağımsız bir gerçeklik değildir, merkezin kendisine olan uzaklığın
derecesidir. Bu anlamda narsisizm, yalnızca psikolojik bir kendini beğenmişlik
değildir. Daha temel düzeyde, kendi ölçüsünü dünyanın ölçüsü haline getirme
hareketidir.
“BİR” de aynı şeyi yapar. BİR, kendi dışında olanı kendi
karşısında bağımsız bırakmak istemez. Farklı olanı kendi birliğine dahil eder,
kendi kategorileri içerisinde tanımlar veya dışarıda bırakarak
değersizleştirir. Böylece BİR, yalnızca kendisi olmakla yetinmez, diğerlerinin
ne olduğunu da kendisine göre belirlemek ister. Bu nedenle Bir’in narsisizmi şu
formülle ifade edilebilir: BİR, KENDİ SINIRINI EVRENSELİN SINIRI HALİNE
GETİRDİĞİ ANDA NARSİSİSTİKLEŞİR.
Guarani düşüncesinin Clastres açısından olağanüstü önem
taşıdığı nokta burada ortaya çıkar. Çünkü Guarani bilgeleri Batı metafiziğinin
çok eski bir eğiliminin tersine, BİR’i iyiliğin, yetkinliğin ya da hakikatin
ilkesi olarak düşünmezler. Tam tersine, onların düşüncesinde dünyanın kötülüğü
varolanların “BİR” olmasından kaynaklanır. Clastres’ın aktardığı biçimiyle
Guaraniler için dünyanın yetkinlikten uzak oluşunun kökeninde şeylerin Bir
oluşu vardır ve bunun sonucu son derece radikaldir: BİR Kötülük’tür.
Fakat burada “BİR”i yalnızca sayısal birlik olarak anlamamak
gerekir. Clastres’ın çözümlemesinde Guarani düşüncesinin asıl hedefi
özdeşliktir. Bir olan şey, kendisiyle özdeşleştirilen ve başka bir şey olmasına
izin verilmeyen şeydir. “Bu budur” demek aynı anda “bu başka bir şey değildir”
demektir. İnsan insandır ve tanrı değildir; A, A’dır ve A-olmayan değildir.
Böylece belirlemek aynı zamanda sınırlandırmak anlamına gelir. Bir şey kendi
kimliğinin içine kapandığında sonlu hale gelir, başka olabilme imkanı
kapatılır. Clastres’ın aktardığı Guarani düşüncesinde BİR’in sonluluk,
tamamlanmamışlık, bozulma ve ölümle ilişkilendirilmesinin nedeni budur.
Burada BİR’in narsisizmi kavramı ikinci ve daha derin
anlamını kazanır. Narsisistik Bir yalnızca ötekini kendisine benzetmez, kendisini
de kendisine kapatır. Kendi dışında olabilme ihtimalini reddeder. “Ben
buyum” dediği anda “ben başka olamam” da demiş olur. Dolayısıyla BİR’in
narsisizmi yalnızca ötekinin bastırılması değildir; aynı zamanda kendinin kendi
özdeşliğine hapsedilmesidir. BİR, ötekini dışarıda bırakırken kendisini de
kendi sınırlarının içine kapatır.
Bu nedenle Guarani düşüncesinde İyi’nin karşılığı basitçe
Çok değildir. Bu ayrım son derece önemlidir. Clastres özellikle Guaranilerin BİR’in
karşısına mekanik biçimde Çokluğu koymadığını vurgular. İyilik “İKİ”dir. Fakat
burada İKİ de aritmetik anlamda iki ayrı varlık değildir. İKİ, bir şeyin hem
kendisi hem de kendisinden başka olabilmesidir. Kötülüğün ulaşmadığı ülkede
insan yalnızca insan değildir, aynı zamanda insan-olmayandır, tanrıdır. Bu
yüzden Clastres’ın ifadesiyle yetkin varlıklar “İKİ” ile gösterilir: “hem bir
hem bir-olmayan”, yani ÖTEKİ olabilen varlıktır.
Buradan farkın neden olumlu olduğunu daha kesin biçimde
anlayabiliriz. Fark iyi olduğu için BİR kötü değildir, daha doğrusu mesele
farklılıkların niceliksel çoğalması değildir. Mesele, hiçbir kimliğin kendi
üzerine kapanarak bütün başkalık ihtimallerini yok etmemesidir. Fark,
özdeşliğin kapanmasını engelleyen açıklıktır. İKİ, BİR’in yok edilmesi
değil, BİR’in kendisine kapanmasının engellenmesidir. Bu nedenle Guarani
düşüncesi basit bir “çokluk metafiziği”ne indirgenemez. Asıl karşıtlık BİR ile
Çok arasında değil, kapalı özdeşlik ile başkalığa açık varoluş arasında
kurulmaktadır.
Clastres’ın siyasal antropolojisi bu metafizik karşıtlığa
şaşırtıcı biçimde yaklaşır. Kitabın sonunda Tupi-Guarani peygamberliğindeki “BİR
KÖTÜDÜR” düşüncesinin altında daha gizli bir siyasal denklem bulunduğunu
söyler: BİR DEVLETTİR. Clastres’a göre Guarani toplumunun BİR’i
reddedişi, devletin ortaya çıkmasına karşı gösterilen toplumsal direnişle
birlikte okunabilir.
Bu bağlantıyı “BİR’in narsisizmi” açısından düşündüğümüzde
devlet yalnızca bürokratik bir kurum olmaktan çıkar. Devlet, toplumun kendi
içerisinden ayrılan ve toplumu kendisi üzerinden yeniden tanımlayan merkezdir.
Toplum artık kendi çoğulluğu içerisinde kendi kendisini düzenleyen bir bütün
olmaktan çıkar, kendi dışında veya üzerinde bulunan ayrı bir iktidar noktası
tarafından temsil edilmeye başlanır. Bir kişi, bir makam veya ayrı bir aygıt
“toplum adına” konuşmaya başladığında toplumun çokluğu tek bir merkezde temsil
edilmeye başlar. BİR burada siyasal biçimini bulur.
Clastres’ın anlattığı ilkel şeflik tam da bunu önlemeye
yönelmiş gibidir. Şef vardır ama toplumun üzerinde değildir. Teknik yeteneği,
hitabet gücü veya savaş becerisi siyasal otoriteye dönüşemez. Toplum şefin
kendisini ayrı bir iktidar odağı haline getirmesine izin vermez. İlkel yasanın
mantığı Clastres tarafından son derece açık biçimde ifade edilir: “Ne iktidar
sahibi ol ne de boyun eğ.”
Bu yasa aslında BİR’in siyasal oluşumuna karşı bir yasaktır.
Çünkü bir kişinin diğerlerinden ayrılarak “ben buyururum” demesi, yalnızca
bireysel güç kazanması anlamına gelmez, toplumda yeni bir ayrımın ortaya
çıkması demektir: yöneten ve yönetilen, emreden ve itaat eden. Toplumsal alan
kendi içinde ikiye bölünür fakat bu, Guarani “İKİ”sinin başkalığa açık ikiliği
değildir. Buradaki bölünme hiyerarşiktir, bir taraf ötekini kendi iradesine
tabi kılar. Böylece siyasal Bir, farklılıkları koruyarak birlikte bulunmalarını
değil, onları kendi merkezine bağımlı kılmayı ister.
Bu anlamda devletin narsisizmi, öteki iktidar odaklarının
varlığına tahammül edememesinde görülür. Bir toplumun içindeki siyasal gücü
kendisinde toplamak, yasayı kendisinden üretmek ve kendi kararını toplumun
ortak iradesi olarak sunmak ister. BİR’in yapısal hareketi burada yeniden
karşımıza çıkar: kendi konumunu bütünün konumu haline getirmek. Nasıl
etnomerkezci kültür kendi yerel biçimini insanlığın evrensel ölçüsü sayıyorsa,
siyasal BİR de kendi iradesini toplumun iradesi olarak sunmaya yönelir.
Clastres’ın etnomerkezcilik çözümlemesiyle Guarani
metafiziği bu noktada birbirine yaklaşır. Etnomerkezcilik ötekini kendi
ölçüsüne göre tanımlar; devlet toplumu kendi merkezinden tanımlar, özdeşlik
mantığı ise varolanı “yalnızca budur” diyerek kendi tanımı içine kapatır. Üç
durumda da aynı yapısal hareket görülebilir: başkalığın bağımsızlığını
ortadan kaldırarak onu BİR’in aynasına dönüştürmek. İşte Bir’in narsisizmi
dediğimiz şey budur.
Narsisistik BİR, ötekinde ötekini görmek istemez, kendi
suretini görmek ister. Eğer öteki kendisine benziyorsa onu tanır, benzemiyorsa
eksik, yanlış, geri, düzensiz veya yabancı olarak kodlar. Bu nedenle
Clastres’ın Batı antropolojisine yönelttiği eleştiri yalnızca metodolojik bir
hata eleştirisi değildir. Batı, devletsiz toplumu gerçekten devletsiz bir
toplum biçimi olarak görmek yerine onu “henüz devlet olamamış toplum” diye
düşündüğünde, o toplumun farkını ortadan kaldırır. Onu kendi tarihinin
geçmişine yerleştirir. Öteki artık gerçekten öteki değildir, “bizim henüz
tamamlanmamış halimiz” olur. Narsisizm tam da burada tamamlanır, dünyanın her
yerinde kendisini görmeye başlar.
Guarani düşüncesinin radikalliği ise aynayı kırmasındadır. BİR’in
karşısında “başka BİR” kurmaz. BİR egemeni indirip yerine başka bir egemen
koymaz. İyi’yi yeni bir özdeşlikte sabitlemez. İyi, BİR-olmayanın imkanında,
kendisi olurken başka olabilmenin açıklığında belirir. Dolayısıyla Guarani “İKİ”si
yeni bir merkez değil, merkezin kapanmasını engelleyen farktır.
Bu nedenle “fark iyidir” önermesini de daha dikkatli biçimde
kurmak gerekir. Her farklılığın içeriği nedeniyle iyi olduğunu söylemek zorunda
değiliz. Burada iyilik, farkın fark olarak kalabilme hakkından doğar.
Kötülük ise farklı olanın BİR tarafından soğurulması, kendi diliyle
tanımlanması ve sonunda kendine benzetilmesidir. Fark, BİR’in aynasında kendi
suretini kaybetmediği ölçüde özgürdür.
Bu noktada an-arkheist bir düşünce açısından Clastres’ın
açtığı alan çok belirgindir. An-arkheizm yalnızca devlet kurumunu reddetmek
değildir. Eğer arkhēyi başlangıç, ilke, hükmeden merkez ve buyurma
kaynağı anlamlarında düşünürsek, daha köklü soru şudur: Neden bir şey
ötekilerin ölçüsü olmak zorunda olsun? Neden bir kişi toplumun, bir kültür
insanlığın, bir kimlik varolanın, bir merkez çokluğun ölçüsü haline gelsin?
“BİR’in narsisizmi” kavramının bizi götürdüğü son nokta
burada bulunuyor: sorun BİR’in var olması değil, BİR’in kendisini bütün
olarak ilan etmesidir. Sorun kendilik değil, KENDİLİĞİN KENDİSİNİ
EVRENSELLEŞTİRMESİDİR.
Narsisistik BİR’in siyasal adı devlettir, kültürel adı
etnomerkezciliktir, metafizik adı ise ötekini dışlayan kapalı özdeşliktir.
Buna karşı Guarani “İKİ”si başka bir imkanı işaret eder:
kendini yok etmeden ötekine açık kalmak, aynı kalmaya mahkum olmadan var olmak
ve hiçbir merkezi bütünü temsil etme hakkıyla donatmamak.
Belki yazının bütün düşüncesini tek cümlede
yoğunlaştırabilecek ifade de şu olur:
BİR’in narsisizmi, kendisini sevmesinde değil,
kendisinden başka olanın ancak kendisine benzediği ölçüde var olmasına izin
vermesindedir. Fark ise ötekinin aynaya dönüşmeden kalabilme hakkıdır.